Stratejik Üs: Kıbrıs -1-
6 Şubat 2017
Furkan SEYİTHANOĞLU (1 article)
0 Yorum
Paylaşın!

Stratejik Üs: Kıbrıs -1-

Kıbrıs, tarih boyunca, sahip olan kişiye stratejik üstünlük sağlayan ve Akdeniz’in en büyük 3. adası konumunda bulunan bir kara parçasıdır. Osmanlı hakimiyetine girene kadar sadece bir üs görevi görürüken, Osmanlı’dan sonra bir kültür merkezine dönüşmüştür. Nitekim bugün adada bulunan mevcut olan tarihi yapıların çoğunluğu Osmanlı dönemine aittir. Süveyş kanalı açıldıktan sonra jeopolitik ve gerekse jeo-stratejik açıdan önem kazanmıştır. Ada, Uzakdoğu, Avrupa ve Ortadoğu ticaret yollarını kontrol altına alan coğrafi bir konumda yer almaktadır. Bu nedenledir ki İngiliz başbakanlarından “Benjamin Disraeli”, “Kıbrıs adası, Batı Asyanın anahtarıdır” demiştir.1 4 farklı zaman dilimine böldüğüm Kıbrıs’ı ele alan makaleleri, Osmanlı Devleti ile olan ilişkilerinin başlamasından itibaren inceleyeceğiz. Tabi bunun öncesinde adanın konumunun önemini ve konuyu daha iyi kavramak açısından Kıbrıs’ın geçmişine yolculuk yapmamız gerekiyor.
Türkçe’de Kıbrıs, Arapça’da “Kubrus” (Kubruş), Batı dillerinde “Cyprus”, “Cypre”, “Chypre”, “Gipros” ve “Cypren” olarak adlandırılan ada, “Kypros” olarak ilk defa Homeros’ta zikredilmektedir. Adının, Ana Tanrıça Kibele’ye bu adada verilen isim olan Kipris’ten geldiği de rivayet edilmektedir.2 Mısır ve Doğu Akdeniz ticaret yolları üzerinde yer alması, tarihin bilinen ilk devirlerinden itibaren Kıbrıs’ın önem kazanması ve bu önemin sürekli olmasına neden olmuştur. Jeolojik devirlerde bir çöküntü neticesinde Hatay bölgesinden ayrılıp bir ada haline gelen Kıbrıs’ın ilk sakinleri Anadolu’dan gelmişlerdir. Adanın kuzeyinde ve Karpas Yarımadası üzerinde, Neolitik devre ait yerleşim yerlerinde yapılan kazılar neticesinde elde edilen buluntular, Anadolu’nun Hacılar ve Çatalhöyük Neolitik devir yerleşim yerlerinde elde edilen buluntularla benzerlikler arz etmektedir. M.Ö. 4000 yılından itibaren insan unsuruna rastlanılan adanın, M.Ö. 3000’de yoğun bir iskana sahne olduğu ve elde edilen eserlerden de bu iskanın Anadolu kaynaklı olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan Kıbrıs’ta eski mezarlardan elde edilen eserler de, Truva kültürünün ürünüdür.3 Anadolu’ya benzerliği sebebiyle önde gelen coğrafyacılardan D.Frey, “Kıbrıs Adası tektonik, jeolojik ve iklim bakımından Anadolu’nun bir parçası gibi ele alınabilir” demiştir.4 Kıbrıs’ın bilinen tarihi, taş devrine kadar uzanır. Osmanlı İmparatorluğu fethine kadar adada sırayla Hititler, Fenikeliler, Asurlar, Eski Mısırlılar, Persler, Makedonyalılar, Romalılar, Bizanslılar, Müslüman Araplar, İngilizler (Aslan Yürekli Richard), Lüzinyanlar, Cenevizler ve Venedikler hüküm sürmüşlerdir.

İlahi dinlerden Hz. Musa’nın dinine inanmış olan insanlar, Kıbrıs’ta özellikle Salamis, Baf gibi merkezlerde yüzyıllar boyu yaşamışlardır. Ancak adada varlığını sonuna kadar sürdüren din, Hristiyanlık olmuştur. Hz. İsa’nın getirdiği din Kıbrıs’ta kabul görmüştür. Kuşkusuz bu kabullenmede en etkin kişi, aynı zamanda bir Kıbrıslı Yahudi olan Levililerden Joseph’tir (Yusuf). Mevcut İncil’de Pavlos’tan ayrılana kadar “resullerin işleri” bölümünde, adı sıkça “Barnabas” olarak geçen5 Levilili Yusuf, aynı zamanda M.S. 325’e kadar İskenderiye Kiliselerince kabul edilen, Kur’an-ı Kerim ‘i doğrulayan bir içeriğe sahip olduğundan dolayı sıkça adı geçen ve tartışılan Barnabas İncil’inin de yazarıdır.6 Kıbrıs’taki yaygın rivayete göre, kendi ırkdaşlarınca Hz. İsa’nın dinini yaydığı için Salamis’te öldürülmüştür. Ancak bunun yanında Hristiyanlık’ta Kıbrıs’ta yaygınlaşmıştır. Hz.İsa’ nın dininin farklı mezheplere bölündüğü dönemde, Kıbrıs’ta “Ortodoks Hristiyanlık” halk arasında kabul görmüştür. 431 yılında “İmparator Zeno” tarafından, Efes Konseyi’nce alınan bir kararla kabul edilen, Kıbrıs Ortodoks Kilisesi’nin bağımsızlığı ilan edilmiştir. Böylece Kıbrıs halkı Ortodoks Hristiyanlar olarak varlıklarını devam ettirmeye başlamışlardır.

Ada, 1191 yılında I. Richard tarafından Tapınak Şövalyelerine daha sonra, Selahaddin Eyyübi’ye mağlup olan Kudüs Kralı “Guy de Lusignan”a satılmıştır. Koyu Katolik olan Luzinyanlar’ın adaki ilk işi “Kıbrıs Latin Başpiskopozluğu” nu kurmak oldu. Bu tarihten itibaren Ada sakinleri olan yerli Ortodoks halk için sıkıntılı bir dönem başlamış oldu. Osmanlı’nın fethine kadar devam eden Lüzinyanlılar ve ardından Venedikliler döneminde, yaklaşık dört asır baskı altında kalan Ortodoks Kıbrıs halkı, bu zaman zarfında çok zor şartlar altında yaşadı. Her ikisi de Katolik olan Fransız asıllı Lüzinyanlar ile, İtalyan asıllı Venediklilerin adaya hakim oldukları 1192-1571 yılları arasında “Pariçi” olarak adlandırılan köle sınıfını oluşturan Rumlar, hem onların hesabına çalışmak, hem de onların kurduğu Katolik Kilisesi’nin üstünlüğünü tanımak zorundaydılar. 1260 yılında Papa IV. Aleksandr yayınladığı “Bulla Cypria” fermanı ile, Kıbrıs’taki Katolik Latin piskoposunu, Latinler dışında, adadaki bütün Ortodoksların da dini lideri haline getirdi. Bu ferman Rum Ortodoks Kilisesi’nin bütün mallarını, Katolik Kilisesi‟ne bağladığı gibi, Ortodoks ahalinin, vergilerini toplama yetkisini de Latin Katolik papazlara verdi. Böylece Ortodoks Kilisesi 431’de kavuştuğu bağımsızlığını kaybetmiş oldu.7,8

Müslümanların adaya olan ilgileri 7.y.y. da başlamıştır. Bizans sınırlarına dayanan İslâm orduları tarafından 632-964 yılları arasında 24 defa kuşatılan Kıbrıs, Halife Hz. Osman(r.a.) döneminde, Şam Valisi Muaviye tarafından 649 yılında fethedilmiştir.9 Müslümanlar için Kıbrıs adasının manevi havası bu tarihten sonra başlamıştır. Efendimizin süt halası olan Ümmü Haram’ın (r.a.) bir deniz seferinde şehit olacağı müjdesi bu seferde gerçekleşmiştir.10 Ümmü Haram(r.a.), Kıbrıs seferinde şehit düşmüş ve adına 1571 yılında bir türbe inşaa edilmiştir. Bu türbe “Hala Sultan” adıyla bilinmektedir.

16. y.y başlarında adanın sahibi olan Venedikliler, Memlüklülere yıllık 8000 duka vergi vermekle yükümlüydüler. 1517 senesinde Yavuz Sultan Selim Hân, Memlüklülere son verince, Venedikliler aynı vergiyi Osmanlı Devleti’ne vermeyi kabul ettiler. Adanın fethine kadar, yıllardır Katolik baskısından bunalan ada sakinlerinin Osmanlı Devleti hakimiyetine girmek için bir çok kez İstanbul’a elçiler gönderdiğini elimizde bulunan kaynaklardan dolayı biliyoruz.

undefined1522 yılında Rodos’u fetheden ve 1538 yılında Preveze Deniz Savaşı’ndan galip ayrılan Osmanlı Devleti, Akdeniz’i bir göl haline getirebilmek adına Kıbrıs’a, bir sebeple, sefer düzenleyip adayı fethetmek istiyordu. Venedikli korsanlar, Akdeniz’de ticaret yapan ve Hacc’a yolcu taşıyan Osmanlı gemilerini sürekli taciz ediyordu. Bardağı taşıran son damla ise 1568 yılında Mısır Hazine Defterdarını taşıyan gemiyi yağmaları olmuştur. Sultan II. Selim’in adaya sefer düzenlemesi için gereken sebep nihayet oluşmuştu. Gereken hazırlıklara bir an önce başlanıldı. Dış ülkelerle herhangi bir sıkıntı yaşanmaması adına 1568-1570 yılları arasından sırasıyla Avusturya, Fransa ve Rusya ile barış antlaşmaları yapıldı. Şeyhülislam Ebu Suud Efendi’de meşhur Kıbrıs fetvasını verdikten sonra sefer kesinleşmiş oldu.11 Kıbrıs’a sefer açılmasına karar verildikten sonra, Osmanlı Devleti adanın kan dökülmeden ele geçirilmesi için diplomatik teşebbüslere başladı. Bu meyanda Venedik’e gönderilen Divân-ı Hümayûn tercümanlarından, Mahmud Efendi’nin ve Venedik’teki diğer Osmanlı tebeasının, ilişkilerin gerginleşmesiyle tutuklanması üzerine, mukâbil olarak Osmanlı Devleti de İstanbul’da bulunan Venedikli tâcir, konsolos ve konsolosluk memurlarını tutuklayarak, Venedik ticaret gemilerine el koydu.12 Kıbrıs Seferi’ne Serasker olarak Vezir Lala Mustafa Paşa, tecrübesine binâen de denizdeki donanma faaliyetine Vezir Piyale Paşa tayin edildi. 1570 Mart ayı geldiğinde Osmanlı Donanması tedarik görüp üç filo halinde Ege ve Akdeniz’e hareket etti. İlk filo Murad Reis komutasında, ikinci filo Piyale Paşa komutasında ve donanmanın en büyük bölümünü oluşturan üçüncü filo da Kaptan-ı Deryâ Müezzinzâde Ali Paşa’nın komutasında idi. Serasker Lala Mustafa Paşa’nın da bulunduğu son filonun denize açılma törenine II. Selim bizzat katıldı.

Osmanlı askerleri, 1 Temmuz 1570 günü adaya çıkarma yaptı. Daha sonra Lefkoşa’yı kuşatan askerler 9 Eylül 1570’de Lefkoşa Kalesi’ni ele geçirdi. Bu arada Venedikliler de bir yandan Papa’dan yardım istiyorlardı. Lefkoşa’nın düşmesinden sonra Magosa hariç bütün Kıbrıs teslim oldu. Kışın geçmesi beklendikten sonra ise 4 Ağustos 1571 günü kale komutanı “Bragadino” 5 maddelik antlaşmayı kabul etti ve Magosa teslim oldu. Bu şekilde Kıbrıs’ın fethi tamamlanmış oldu. Antlaşma şartlarına uymayan Bragadine daha sorna idam edilmiştir. Kıbrıs fethinin başlangıç hazırlıklarından, fetihe kadar geçen süreyi ayrıntılı olarak devlet arşivlerinden bulabilirsiniz.

Fetihten sonra Lefkoşe merkez olmak üzere Kıbrıs idârî yönden bir “Beylerbeyilik” statüsüne alınarak tahrir olunup, beylerbeyiliğin gelişmesi ve savunmasının güçlendirilmesi gayesiyle de Alâiye, Tarsus, İçil, Zülkadriye ve Sis sancakları da Kıbrıs’a bağlandı. Adada, “Kıbrıs Kanunnâmesi” hazırlanıncaya kadar “Karaman Vilâyeti Kanunnâmesi”uygulanacaktı.14 Fethedilen yerlerde arazi ve nüfus durumunu tespit etmek için yapılan tahrirler, Kıbrıs’ın fethini müteakip de yapılmış ve Avlonya Sancakbeyi Muzaffer Paşa Kıbrıs’a beylerbeyi tayin edilmiştir.15 Fethin ardından Vali Muzaffer Paşa’nın yaptırdığı sayıma göre adanın nüfusu 120.000 olarak belirlenmiştir. Osmanlı Devleti, fethettiği her yerde Türk adalet ve idare sistemini tesis etmek için bir takım tedbirler almıştır. Bunların başında ise fethedilen yerin arazi ve nüfus sayımının yapılması, kanunlarının düzenlenmesi ve vergi sisteminin ıslah edilmesi gelmektedir. 1571 yılında Kıbrıs’ın fethinden hemen sonra adada Osmanlı hâkimiyetinin sağlanması, adanın şenlendirilmesi ve ekonomik yönden geliştirilmesi için gerekli tedbirler alınmaya başlanmıştır.16 Bu tedbirlerin başında iskan politikası geliyordu. 22 Eylül 1572 yılında “Sürgün” adı verilen bir sistem yürürlüğüe konuldu. Özellikle Karaman civarından, Beyşehir, Seydişehir, Bozkır, Niğde, Bor, Ilgın, İshaklı (Sultandağı) ve Akşehir’den toplam 1689 hane deftere (sürgün defteri) yazılarak, buralarda kaydedilen her 10 haneden birisi zorunlu iskana tabi tutuldu. İskana tabi tutulan göçmenlerin çeşitli meslek gruplarından olmasına özellikle itina gösterildi.17 İskan faaliyetleri sonucu, zamanın usulüne göre 5720 hane halk, bütün mal ve teçhizatı ile takriben kırk bin kişi, (40.000) Kıbrıs’a yollanarak adanın Türkleştirilmesi sağlandı.18 Genellikle Karaman civarından iskan sağlandığı için ada içerisinde “Mevlevi” tekkeleri ve kültürü ön plana çıkmıştır. Adaya göç eden kişilerden de 2 seneye yakın süre vergi alınmamıştır. Kıbrıs adasına Türklerin iskanı, buranın Anadolu’ya karşı Batı’nın bir üssü olmasının engellenmesinin yanısıra, ekonomik açıdan da değer kazanmasına sebep olmuştur.
Fetihten sonra çıkarılan “Kıbrıs Kanunnâmesi”yle (23 Zilhicce 979) Venedik döneminde can, mal ve ırzlarından emin olmayan Kıbrıs Rumları, Türk yönetiminde emniyet ve huzura kavuştular ve Venedikliler döneminde verdikleri verginin yarısını vermekle yükümlü kılındılar. Feodal sistemin kaldırılarak lordların yüzyıllardır esiri olan halkın esaretten kurtarıldığı adada Osmanlı Devleti’nin ada halkının hukuk nizâmında yaptığı en büyük değişiklik, uzun zamandan beri devam eden ücretsiz mecburi çalışma angaryasını kaldırmak oldu. Öte yandan Luzinyanlılar ve Venedikliler döneminde halkın elinden alınan dini hürriyet geri verilerek sürgünde olan Ortodoks başpiskoposunun adaya dönmesine müsâade edildi.19 Ayrıca kapatılan kiliselerde tekrar ibadete açıldı. Osmanlı’nın adaya gelmesiyle birlikte adanın yerli halkı olan Ortodoks gruplar uzun yıllar sonra tekradan rahatına kavuşmuş oldular.
Venediklilerin Papa’dan yardım istediğine değinmiştik. Kıbrıs’ın fethinden sonra Papa’ın öncülüğünde, İspanya, Malta Şövalyeleri ve Cenevizlilerden oluşan bir haçlı ittifakı yapılır. Bu ittifakın donanması ile Osmanlı Donanması İnebahtı’da tarihin en büyük deniz savaşlarından birisini yapmış ve Osmanlı Donanması ilk büyük yenilgisini almıştır. (17 Cemaziye’l-Evvel 979/ 7 Ekim 1571). Osmanlı Donanması bu savaşta pek çok şehit ve ağır zayiat vermiş, Kılıç Ali Paşa kurtarabildiği gemilerle İstanbul’a gelmiştir. II. Selim’in bu mağlubiyet üzerine yeniden ve süratli bir şekilde büyük bir donanma inşasını emretmesi üzerine, Sokullu Mehmed Paşa ile Kılıç Ali Paşa riyasetinde çok kısa bir sürede büyük bir donanma teşkil edilir. Bu donanma, batı dünyasına Osmanlıların aynı ihtişam ve kudretleri üzere “berdevam” oldukları imajını vermek için, “muhafaza seferi” denilen Akdeniz seferine çıkar. Bu sefer sonrası Venedikliler, Osmanlılarla sulh yapmaya mecbur kalırlar. (7 Mart 1573) Bu anlaşmaya göre, Venedikliler Kıbrıs’ın Osmanlı adası olduğunu kabul ve Kanûnî Sultan Süleyman zamanından beri vermekte oldukları 3000 floriyi her sene vermeyi taahhüd ederler. Ayrıca, Zanta adasından dolayı verdikleri 500 dükayı da 1500 dükaya çıkarır ve Arnavutluk sahilindeki Sopota Kalesi’ni de Osmanlılara terkederler. Hammer’e göre bu anlaşma ile Türkler İnebahtı savaşını kazanan taraf olmuşlardır. 20

Osmanlı’nın Kıbrıs politikaları aynen diğer fethettiği yerlerdeki gibi olmuştur. Adanın fethinden sonra hızlıca vakıf çalışmalarına başlanmıştır. Adaya yapılan tekkeler, zaviyeler, medreseler, camiler hızlı ve özverili şekilde çalışmalara başlamıştır. Adaya göç eden insanlardan vergi alınmaması ve tarıma elverişli toprakların bulunmasından ötürü adayı kolayca benimsemişlerdir. 1581 yılında kadar göç eden aile sayısı 8000’e çıkmıştır; fakat planlara göre bu sayının 12,000 olması gerekmekteydi. 1699’da yayınlanan bir fermanda, bütün Yörük aşiretlerinin, zorla Kıbrıs’a gönderilmeleri emredilir. Bu ferman, Kıbrıs’a Türkmen iskânının ikinci dalgasının başlamasına neden olur. Elbette bu emirden dolayı, Türkmenler 1856’ya kadar sürecek olan yeni bir isyan çıkarırlar. Bu dönemde, Beğdili, Bayat, Avşar, Kaçar ve Bozdoğan boylarından, 2500 dolayında aile Kıbrıs’a sürülür. Bilindiği gibi ilk üç boy, Bozoklar’ın, sonuncusu ise Üçokların Başat boylarıdırlar. Beğdili’ye bağlı Şamlu veya Dımışklı (İran’da Şahseven, Hüdabendelü, Aynallu, ya da Karakeçili olarak bilinir), Avşar’a bağlı Bentoğlu ve Köroğlu, Kaçar’a bağlı Kaçar Halil, Yüreğir’den inme Bozdoğan’a bağlı Karahacılı, Bayat’a bağlı Gediklü ve Kayı’ya bağlı Karakeçili ‘den insanlar; bu ikinci dalgada adayı mesken tutarlar. Bu iki dalgada, adaya 50 bin civarında Türkmen iskân edilir.21

16. ve 17. y.y da genel hatlarıyla baktığımızda Osmanlı’nın Kıbrıs’ı bir Türk yurduna dönüştüme faaliyetlerine rastlıyoruz. Aynı zamanda adaya yapılan eserlerle, yaklışık 150 sene içerisinde adanın tamamen bir Osmanlı vilayetine dönüştüğünü görüyoruz. Konumundan ötürü dış güçlerin sürekli radarında bulunan Kıbrıs adası, Osmanlı’nın zayıflamasıyla beraber kontrol altına alınması gerken stratejik bir hedef haline gelmiştir. Özellikle Ortadoğuda kirli emelleri bulunan İngilizlerin iştahını bir hayli kabartmıştır. Bir sonraki yazımda İnglizlerin adayı ele geçirmek için Osmanlı’nın içinde bulunduğu kötü durumdan nasıl faydalandığına ve adanın elimizden çıkma sürecine değineceğim.

KAYNAKÇA
⦁ Doç. Dr. Ramazan Özey – Türkiye-Kıbrıs İlişkileri, Makale
⦁ Devlet arşivleri, Osmanlı İdaresinde Kıbrıs, H. 1246-1248 (1831-1833) tarihleri arasında syfa 40 http://www.devletarsivleri.gov.tr/assets/content/Yayinlar/osmanli-arsivi-yayinlar/043-kibris.pdf.
⦁ Devlet arşivleri, Osmanlı İdaresinde Kıbrıs, H. 1246-1248 (1831-1833) tarihleri arasında syfa 44 http://www.devletarsivleri.gov.tr/assets/content/Yayinlar/osmanli-arsivi-yayinlar/043-kibris.pdf
⦁ Cevat Gürsoy “Coğrafi Bakımdan Kıbrıs-Türkiye” Birinci Milletler Arası Kıbrıs Kongresi (14-19Nisan, 1969) Türk Heyeti Tebliğleri.Türk Kültürü Araştırma Enstitüsü Yayınları, Ankara, 1971, s. 41,45.
⦁ İncil, Elçilerin İşleri, Yeni Yaşam Yayınları, İstanbul, 1987, s.250 vd
⦁ Talip Atalay – Geçmişten Günümüze Kıbrıs, syf 32
⦁ Talip Atalay – Geçmişten Günümüze Kıbrıs, syf 32
⦁ Ahmet C. Gazioğlu, Kıbrıs’ta Türkler (1570-1878), CYREP, Lefkoşe, 1994, s. XV-XVl
⦁ Devlet arşivleri, Osmanlı idaresinde kıbrıs, H. 1246-1248 (1831-1833) tarihleri arasında syfa 45) http://www.devletarsivleri.gov.tr/assets/content/Yayinlar/osmanli-arsivi-yayinlar/043-kibris.pdf
⦁ Geniş bilgi için bkz. Buhari,Sahih, C:3, No: 1027,1030.; Muslim, Sahih, C:3, No:1518,1519., C:4, No: 1908.; Ġbn-i Sa’d, et-Tabakatü’l- Kubra, Dar’u- Sadır, , Beyrut, trz., C.8. s.434, 435.; ibn-i Abdi’l-Berr el Kurtubi, el-İstiab, (tahkik: Ali Muhammed b. Becavi), Dar’ul-Ciyl, Beyrut, h.1412, C:4, s.1931, Abdurrahman b. Ali b. Muhammed b. Ebu’l-Ferec, Saffetu’s-Saffe, Dar’ul-Marife, Beyrut, 1399/1979, C: 2, s.69,70.
⦁ Fetvanın tamamı için, Devlet arşivleri, Osmanlı idaresinde kıbrıs, H. 1246-1248 (1831-1833) tarihleri arasında syfa 49)
⦁ Devlet arşivleri, Osmanlı idaresinde kıbrıs, H. 1246-1248 (1831-1833) tarihleri arasında syfa 50) http://www.devletarsivleri.gov.tr/assets/content/Yayinlar/osmanli-arsivi-yayinlar/043-kibris.pdf
⦁ Devlet arşivleri, Osmanlı idaresinde kıbrıs, H. 1246-1248 (1831-1833) tarihleri arasında syfa 51) http://www.devletarsivleri.gov.tr/assets/content/Yayinlar/osmanli-arsivi-yayinlar/043-kibris.pdf
⦁ Devlet arşivleri, Osmanlı idaresinde kıbrıs, H. 1246-1248 (1831-1833) tarihleri arasında syfa 52) http://www.devletarsivleri.gov.tr/assets/content/Yayinlar/osmanli-arsivi-yayinlar/043-kibris.pdf
⦁ Devlet arşivleri, Osmanlı idaresinde kıbrıs, H. 1246-1248 (1831-1833) tarihleri arasında syfa 20) http://www.devletarsivleri.gov.tr/assets/content/Yayinlar/osmanli-arsivi-yayinlar/043-kibris.pdf

⦁ M. Akif Erdoğdu, “Kıbrıs’ın Türkler Tarafından Fethi ve İlk İskân Teşebbüsü”.Kıbrıs’ın Dünü Bugünü Uluslararası Sempozyumu, s. 49
⦁ Talip Atalay – Geçmişten Günümüze Kıbrıs, syf 38
⦁ Devlet arşivleri, Osmanlı idaresinde kıbrıs, H. 1246-1248 (1831-1833) tarihleri arasında syfa 59) http://www.devletarsivleri.gov.tr/assets/content/Yayinlar/osmanli-arsivi-yayinlar/043-kibris.pdf
⦁ Devlet arşivleri, 12.mühhimme sayfa 12-13 http://www.devletarsivleri.gov.tr/assets/content/Yayinlar/osmanli-arsivi-yayinlar/033-12-numarali-muhimme-1-2.pdf
⦁ BERATLI, Nazım; Kıbrıslı Türkler’in Tarihi 2. Cilt)

Furkan SEYİTHANOĞLU

Furkan SEYİTHANOĞLU

Yorumlar

Yorum Yapın! Yorumlarınız bizim için önemli bir yorum yapın!

Yorum Yapın!

Bilgileriniz Güvende! Mail adresiniz ve kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. *