II. Abdülhamid ve Dış Politika
29 Ocak 2017
Ahmet Can DEMİREL (3 Yazı)
0 Yorum
Paylaşın!

II. Abdülhamid ve Dış Politika

II. Abdülhamid Osmanlı tarihinin üzerine en çok araştırma yapılan padişahlarının başında gelir. Kimi O’na kızıl sultan diyor, kimi ise ulu hakan. Kimisi Osmanlı’nın çöküşünü ona bağlarken kimileri O olmasaydı imparatorluk çok daha önce yıkılırdı diyor. Abdülhamid’i anlamak için öncelikle bu iki yorum arasında neden böyle bir fark olduğunu öğrenmemiz gerek. Bunu öğrenmek için ise o zamanı, o zamanın şartlarına göre doğru okumak ve doğru yorumlamak gerek.
Abdülhamid 1876 yılında tahta geçtiğinde Osmanlı ekonomisi çökmüş durumdaydı. Kırım savaşı sonrasında 1853 yılında ilk defa borca giren ekonomi, zamanla bu borçları ödeyemeyerek 1875 tarihinde iflas ettiğini duyurmuştur. Bu yaşananların sonucunda kurulan Düyun-i Umumiye Komisyonu ile zaten çok az olan gelirler tamamen dış güçlerin eline teslim edilmiştir. Tahta çıktığı zaman devlet böyle sıkıntılar ile boğuşurken birde 1877 yılında patlak veren 93 Harbi ise tuz biber olmuştur. Şehzadelik döneminde kendini her alanda çok iyi yetiştiren ve amcası Abdülaziz’den kazandığı birçok tecrübeyi hayatına çok iyi yansıtan Abdülhamid tahta çıktığında ateşten bir gömlek giydiğini çok iyi biliyordu ve sorumluluğunun farkındaydı.
93 harbi sonrasında kaybedilen topraklar ile bir hayli itibar ve güç kaybına uğrayan devleti eski haline getirmek için yeni bir yol bulmak lazımdı. Devleti bu sıkıntılı zamanlardan kurtarıp eski ihtişamlı günlerine geri döndürmek için Abdülhamid’in aklında birçok fikir vardı. İçte ve dışta yeni politikalar tasarlayan padişah 33 senelik hükümranlığı süresince bunları çok başarılı bir şekilde uygulamıştır.
Sultan tahta çıktığı andan itibaren tüm yetkileri kendinde topladı. İdari, askeri ve mali tüm işleri sarayından bizzat yönetti. Çünkü kimseye güvenemiyordu. Amcası Sultan Abdülaziz’i gözleri önünde darbe ile tahttan indirmişlerdi. Bu yüzden çok temkinli davranıyordu. Devlette atama yaparken kişilerle bizzat görüşürdü. Okulları birincilikle bitiren öğrencileri yanına alır onların yetişmesine önem verirdi. Çok kuvvetli bir hafiye teşkilatı kurdu. İngiltere’nin o zamanlar çeşitli devletlerde 30.000’e yakın ajanı bulunurken II. Abdülhamid’in 20.000’e yakın hafiyesi dünyanın her yerindeydi. Bu teşkilat sayesinde

dünyada olan gelişmelerden an be an haberdar oluyordu. Ayrıca padişahlığının ilk yıllarında kendisine yapılan iki darbe girişimini de bu teşkilat sayesinde atlattı.[1] Sultan dış politikada herkesin bildiği ancak hiç kimsenin tam anlamıyla kavrayamadığı
„Denge Politikasını‟ yürürlüğe koymuştur. Bu politika ilk bakıldığında basit bir proje gibi dururken, o döneme göre düşünülürse ne kadar zor olduğu daha iyi kavranabilir. Sultan Abdülhamid zamanın Avrupalı devletlerini çok güzel açıklamıştır. “Dünyada yalnızız. Düşman vardır, fakat dost yoktur. Sâlib her zaman müttefik bulabilmekte fakat hilâl her zaman yalnız kalmaktadır. Osmanlı Devleti’nden menfaat bekleyenler ona dost görünmekte, fakat umduğunu bulamadığı zaman hemen düşman kesilmektedir.”[2] Sultanında bahsettiği gibi devletin üstünde akbabalar gibi dolaşan onlarca devlet vardı ve O bunun farkındaydı. İngiltere, Rusya, Fransa gibi dönemin devleriyle güç olarak mücadele edemeyeceğini biliyordu. Ancak bu devletlerle nasıl başa çıkacağının da planını yapmıştı. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi şehzadeliği zamanında kendini çok iyi yetiştirmişti. Şehzadeliği zamanında birçok Avrupalı diplomatla tanışmıştı ve onların ne istediğini çok iyi biliyordu. Her devletin istediği Osmanlı topraklarından bir şeyler koparmaktı. Bu amaç etrafında birleşip Osmanlı üstüne gelebiliyorlardı. Ancak bu devletlerin her birinin çıkarları bir yerlerde çakışıyordu ve bu çakışma noktalarında anlaşamıyorlardı. Sultan bu noktaları çok iyi tespit etmişti ve bunu çok iyi kullanmıştı. İngiltere’yi, Rusya’yı, Fransa’yı ve diğer devletleri birbirlerine düşürerek Osmanlı ile uğraşamamalarını sağladı. Trablusgarp’ta İtalya ile Fransa’yı, Mısır’da Fransa ile İngiltere’yi, Mezopotamya’da Almanya ile İngiltere’yi, Balkanlar’da Avusturya ile Rusya’yı karşı karşıya getirdi. Yunanistan, Bulgaristan, Karadağ, Sırbistan ve Romanya arasındaki anlaşmazlıkları körükleyerek, bunların birleşerek Osmanlı üzerine saldırmalarını engelledi[3]. Denge politikasını tarihte en iyi uygulayan padişah oldu.
Avrupalı devletler ile her zaman dostane ilişkiler kurmaya çalıştı. Büyükelçileri, elçileri ve devlet adamlarını sarayında ağırlar ve bizzat ilgilenirdi. Savaşmaktan hep kaçardı çünkü devletin onlarla savaşacak gücü olmadığını biliyordu ve girilecek bir savaşın sonuçlarının neler olacağını tahmin edebiliyordu. Ona göre anlaşmazlıklar savaşla değil bürokrasi ile çözülmesi gerekiyordu. Bu yüzden Tunus, Mısır ve Doğu Rumeli giderken ısrarcı olmadı. Oralarda Osmanlı hâkimiyetinin fiilen bittiğini çok iyi biliyordu çünkü. Abdülhamid gerçekten çok realist bir padişahtı. Boş hayaller kurmaz, boş yere devletin imkânlarını sarf etmezdi. Ancak Doğu Anadolu ve Filistin için sert tavrını ortaya koymaktan da geri durmazdı. Osmanlı’nın tüm dış borçlarının silinmesi karşılığında Filistin’den toprak satın almak için yanına gelen Yahudi liderleri sert bir şekilde huzurundan kovmuş ve şu tarihi

sözleri söylemiştir: “Ben bir karış toprak dahi satmam, çünkü bu vatan bana değil milletime aittir. Dünyanın bütün devletleri ayağıma gelse ve bütün hazinelerini kucağıma dökseler size bir karış yer vermem. Ecdadımızın ve milletimizin kanıyla elde edilen bir vatan para ile satılamaz… Derhal burayı terk edin. Defolun!”[4] demiştir. Dış politikada belirlediği kırmızıçizgilerini asla çiğnetmedi.
Hilafet makamının gereklerini en iyi şekilde yerine getirmiştir. 33 yıllık devlet yönetiminde Panislamizm siyasetini çok etkili bir şekilde kullanmıştır. Orta Afrika ve Batı Çin memleketlerine kadar, dünyanın birçok yerinden gelen Müslüman temsilcilerini sarayında ağırlamıştır. Osmanlı’da çöküşün başlamasından itibaren hiçbir padişah Abdülhamid kadar saygıdeğer ve cihanşümul olmamıştı.[5] Özellikle sömürgelerinde çok sayıda Müslüman bulunan İngiltere ve Fransa’ya karşı hilafet makamını çok etkili kullanan Abdülhamid, bu iki devlet üzerinde bu vesile ile baskı da kurmayı başarmıştır.
Alman İmparatoru Bismarck’ın, Sultan II. Abdülhamid Han’ın politikalarını değerlendirdikten sonra “Ben politikayı Abdülhamid’den öğrendim.” ve “Dünyada 100 gram akıl varsa bunun 5 gramı bende, 5 gramı diğerlerinde ve kalan 90 gramı ise II.Abdülhamid
„dedir.”[6] Alman imparatorunun bu açıklaması Abdülhamid‟in ne kadar bilge bir insan olduğunu açıklamaya yetiyor. 33 senelik iktidarı süresince Dünya üzerindeki Müslümanların halifesi olduğunu unutmayarak hareket eden ve devletin ömrünü yıllarca uzatan bu haşmetli padişah için şimdiye kadar söylenen „Kızıl Sultan‟ kelimesinin ne kadar anlamsız olduğunu anlıyoruz.
II. Abdülhamid’in şu sözü ise onun neden Kızıl Sultan olarak anıldığını gösteriyor: “33 sene devletim ve milletim için çalıştım. Elimden geldiği kadar hizmet ettim. Hâkimim Allah, bunu muhakeme edecek ise Resulullah’tır. Bu memleketi nasıl bulduysam öyle teslim ediyorum. Hiç kimseye bir karış toprak vermedim. Hizmetimi ancak Allah’ın takdirine bırakıyorum. Ne çare ki düşmanlarım bütün hizmetime kara çarşaf örtmek istediler ve muvaffak da oldular.”[7] Fakat artık gerçek tarih ortaya çıktı. Kimin hain kimin vatansever olduğu gün gibi ortadadır. Bu yüzden II. Abdülhamid’e takılan bu çirkin ismin tarihe karıştığını hep beraber görmekteyiz.

KAYNAKÇA

http://www.yagmurdergisi.com.tr/archives/konu/cileli-devrin-cileli-padisahi- sultan-iiabdulhamid-han
http://www.tarih.gen.tr/forum/unlu-sozler/6382-ii-abdulhamid-sozleri.html

Ahmet Can DEMİREL

Overall

"II. Abdülhamid Osmanlı tarihinin üzerine en çok araştırma yapılan padişahlarının başında gelir. Kimi O‟na kızıl sultan diyor, kimi ise ulu hakan. Kimisi Osmanlı‟nın çöküşünü ona bağlarken kimileri O olmasaydı imparatorluk çok daha önce yıkılırdı diyor."

Ahmet Can DEMİREL

Ahmet Can DEMİREL

Yorumlar

Yorum Yapın! Yorumlarınız bizim için önemli bir yorum yapın!

Yorum Yapın!

Bilgileriniz Güvende! Mail adresiniz ve kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. *