Hocalı Katliamı ve Tarihi Arka Planı
30 Aralık 2016
Rümeysa ÇELİK (1 article)
0 Yorum
Paylaşın!

Hocalı Katliamı ve Tarihi Arka Planı

GİRİŞ
Öncelikle olayların iç yüzünü görebilmek için tarihte yaşanmış olaylara bakmamız gerekir. Bu bizim olaylara daha sağlıklı bakmamızı ve daha doğru çıkarımlarda bulunmamızı sağlayacaktır. O zaman tarihi arka planla başlıyorum yazıma.
Karabağ’da 1748-1805 yılları arasında Karabağ Hanlığı mevcut idi. 1805 yılında Ruslar Karabağ Hanlığını kontrol altına aldılar. 1813’de Gülistan Antlaşmasıyla burayı ilhak ettiler ve 1822’de Karabağ Hanlığı tamamen ortadan kaldırıldı. Bu dönemde Ruslar Müslüman Türk devletlerinin zaafından yararlanarak bölgeye yeniden hâkim olmaya başlamışlardı. Rusya’nın bir Kafkasya projesi vardır ve bu projeyi uygulamak için 18. Yüzyılın sonlarına doğru Ruslar Ermenileri kullanmaya başlamışlardır. Ruslar İran’la anlaştıktan sonra Revan, Karabağ, Nahcivan’a Ermenileri yerleştirmiştir. Dağlık Karabağ, jeopolitik ve jeostratejik öneme sahip coğrafi konumu dolayısıyla bölgedeki güçlerin, ele geçirmek için tarihin hemen her devrinde sürekli mücadele verdiği, savaşlar yaptığı bir bölge olmuştur. 19. Yüzyılda Rusya’nın bu politikaları Ermenilerin bölgeye yerleştirilmesi ve Müslüman nüfusun buradan sürülmesi halini almıştır. Anadolu ve İran’da bulunan Ermenileri bölgeye yerleştirmekle kalmamışlar aynı zamanda bölgedeki Azerileri göçe zorlamışlardır. 1832’de Rusların bölgede yaptığı ilk nüfus sayımına göre %64 Azerbaycan Türklerinden %34’ü Ermenilerden oluşmaktaydı.1890’larda ise bölgede 1 milyon Ermeni nüfusu bulunuyordu. Ermeniler Rusya’da nüfuz alanı oluşturarak Rusya’nın politikalarını bile etkileyecek hale gelmişti. Bunun sonucunda Ruslar bölgedeki çetelere daha çok destek göstermişler.

1877-1878 Osmanlı- Rus Savaşı sonrası –daha çok 93 Harbi olarak bilinir-bölgeye çoğunluğu Ermenilerden oluşan yoğun bir Hristiyan nüfusu sevk edildi. Bununla beraber bölgedeki Müslüman ahali zorla göç ettirildi.
Hınçak Cemiyeti’nin Doğu Anadolu’da Müslümanlara yönelik saldırı faaliyetleri katliamlara dönüşmüştür. Bu katliamlar 20. Yüzyılda da devam edecektir. Asıl soykırım diye tanımlayabileceğimiz bir şey varsa o da silahsız kadınlara, yaşlılara ve çocuklara kısaca savunmasız bu insanlara insanlık dışı gerçekleştirdiği katliamlar olacaktır.
1890-1915 yılları arasında Anadolu isyanlarla çalkalanıyordu. Ermenilerin yaptığı zulüm hiçbir şeyle kıyaslanacak türden değildi. 2007 yılında Küba’da kazı çalışmaları esnasında bulunan eserler 1 Mart 1918’de Küba’ya giren Ermenilerin yaptığı zulmü, vahşeti gözler önüne seriyordu.

1960 yılından itibaren Ermeniler Karabağ ve Nahcivan üzerinde hak iddiasında bulunmasının sinyallerini görüyoruz. Asıl olarak ise 1980’li yılların ikinci yarısında Ermeniler iki politikayı (Gorbaçov’un perestraika yeniden yapılanma ve glosnast açıklık ) fırsat bilerek Dağlık Karabağ bölgesinde hak iddia etmiştir. Gorbaçov’un ekonomi başdanışmanının 1987 yılında “Dağlık Karabağ Ermenilerindir ve bu topraklar Ermenistan’a ilhak edilmelidir.” şeklindeki açıklaması da bunu açıklar niteliktedir. 1980’li yılların ikinci yarısı Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecine girdiği dönemdir. Burada Dağlık-Karabağ sorunu ortaya çıkmıştır. SSCB’nin dağılmasıyla Ermenistan ve Azerbaycan bağımsızlığını ilan etti. Savaşın kıvılcımını ise Dağlık Karabağ Cumhuriyeti’ni ilan etmesiyle olmuştur. Savaş süresince Rusya Ermenistan’dan desteğini esirgemez ve bölgedeki politikalarına devam eder.

Ermenistan’ın ilk Cumhurbaşkanı Levon Ter-Petrosyan tarafından dile getirilen “Denizden denize Ermenistan” projesi Hazardan Karadeniz’e Büyük Ermenistan’ı kurma hayalini içerir. Bu projeyi uygulamak için uygulamak için Ermenistan’daki Azeri Türkler sürgün edilmiştir. Bunun devamında da Dağlık Karabağ’ın fiilen işgali başlamıştır.
1991 yılında başlayan Karabağ Savaşı 1994 yılında ateşkesle sona ermiştir. Azerbaycan’ın topraklarının beşte birini işgal eden Ermenistan bu bölgeden çekilmemiş hukuken Azerbaycan toprağı olan Karabağ yıllardır Ermenistan işgali altındadır. Savaşta 20.000 kişi ölmüş, 50.000 kişi yaralanmış, bir milyon kişi de yurtlarından göç etmek durumunda kalmıştır.

HOCALI KATLİAMI
Hocalı katliamına gelecek olursak Hocalı, Dağlık Karabağ bölgesinde coğrafi konumu itibariyle oldukça önemli olan ir yerleşim merkezidir. Karabağ’ı Ermenistan’a bağlayan yolun Hocalıdan geçmesi stratejik konumunun bir göstergesidir. Ayrıca bölgenin tek havalimanı üssüdür. Bu yüzden savaş boyunca Hocalı askeri bir hedef olmuştur. Hocalının ele geçirilmesi demek Dağlık Karabağ’ın büyük bir kısmının Ermeniler ’in eline geçmesi anlamına gelecektir.

1987 yılında saldırılar yoğunlaşmıştır. Yol kesme, otobüs baskınları ve daha birçok şiddet eylemleri…
Hocalı Kasabası 1991 yılının Aralık ayında ablukaya alınmış ekim ayından itibaren ise kara yolu ulaşımı kapanmış daha sonra ise helikopterin vurulması ve yetkili kişilerin de ölmesi sonucu hava yolu ulaşımı da kapanmış, bölge tamamen abluka altına alınmıştır. 3.000 Azeri nüfusun yanı sıra Ahıska Türkler ’inin de yaşadığı Hocalı kasabası, 1992 yılında 25 Şubat’ı 26’ya bağlayan gece, Ermenistan silahlı kuvvetleri ve 366. Rus Motorize Alayı’nın gerçekleştirdiği bir katliama maruz kalmıştır. Katliamın yaşandığı tarihte Hocalı, Azerbaycan Silahlı Kuvvetleri’nin koruması altında değildir; savunmasız bir durumda, elinde hafif silahlar olan yaklaşık 150 kişi tarafından korunmaktadır. Burada Azerbaycan’ın elinde silah bulunmamasının nedeni ise Temmuz 1990’da Gorbaçov’un çıkardığı kanundur. Ancak kanun Ermenistan cumhurbaşkanı Ter-Petrosyan tarafından Moskova’nın kendilerine müsamaha göstereceğine inanarak uygulanmayacaktır. Bu da savaşın bir kez daha o çirkin yüzünü bizlere gösterecektir. Ellerinde hafif silahlar dışında kendilerini savunacak hiçbir şeyi olmayan bu insanlar gözleri oyularak, kafa derileri yüzülerek çoğu yakılarak hamile kadınları karnındaki bebeklerle akıl almayacak zulüm ve mezalimlerle katledecektir. Onuruyla savaşmasına bile izin verilmeyerek savunmasız bu insanlara karşı türlü işkencelerle yıllarca katliamlar yapanlar ne kadar masum rolü oynasalar ve hak iddia etseler de Hak yalnızca haklının yanında olacaktır.

Bugün uluslararası alanda kendini haklı çıkarmaya çalışanlar gerçeğin bir gün kendilerini de bulacağını bilerek hareket etmelidirler. Resmî rakamlara göre saldırıda 106’sı kadın, 63’ü çocuk, 70’i yaşlı toplam 613 kişi katledilmiş; 76’sı çocuk 487 kişi ağır yaralanmış, işkenceye maruz kalan 1.275 kişi esir alınmıştır. Esir alınanlardan 150 Azerbaycan Türkü hâlen kayıptır.18 Gayri resmî rakamlara göre ise katledilen Azeri sayısı 1.300, yaralı sayısı 1.000’in üzerindedir. Katliam nedeniyle 25 çocuk hem öksüz hem yetim, 130 çocuk da öksüz veya yetim kalmıştır.
Hocalıyı ele geçiren Ermeni birlikleri beraberinde pek çok ilçeyi de ele geçirmişlerdir. Bir milyon Azeri göç etmiş 22 yıldır yuvalarına döneceği günü beklemektedir. Şimdi bir tanığın yazısını paylaşmak istiyorum. Elbette yaşananları bir olaya sığdırmak imkânsız ancak tüyleri diken diken edecek türden tanık ifadeleri belki de gerçekçi en çarpıcı şekilde ortaya koyan kanıtlar olacaktır.

“Karın eridiği dağ yamacının gölgesinde, sararmış otların üzerinde insan cesetleri vardı. Büyük bir alan kadın, yaşlı ve çocuk cesetleriyle doluydu. Ölü bedenler arasındaki ninesine sarılmış küçük kız cesedi, insanı yakan bir manzaraydı. Beyaz saçlı, başı açık ninenin yanına küçük kız uzanmıştı. Nedense onların ayaklarını dikenli tellerle bağlamışlardı. Ninenin elleri de bağlıydı. Her ikisinin kafasında kurşun yarası vardı. Yaklaşık dört yaşlarındaki kız çocuğu hayatının son anında ellerini ölmüş ninesine uzatmıştı. Bu sahneden o kadar etkilendim ki, kamerayı bile unuttum…”
(Yuri Romanov, Ben Savaşı Çekiyorum)

SONUÇ

Hocalı katliamı uluslararası toplumun sessiz kaldığı tarihin en acı hadiselerinden biri olması münasebetiyle aydınlatılması oldukça önemli ve gereklidir. Üzerinden 22 yıl geçmesine rağmen sorumluların cezai müeyyideye maruz kalmamaları esir alınan 1.275 kişiden 150’sinin halen kayıp olması bu olayın üstünü örtüldüğünün ya da örtülmeye çalışıldığının en önemli göstergesidir. Uluslararası düzeyde soykırım olarak bile tanımlayan Hocalı Katliamı uluslararası hukukta insanlığa karşı suç, saldırı suçu ve barışa karşı suç ve pek tabi soykırım suçunun apaçık bir örneğidir.

Üzerinden yılların geçmesi bu katliamı ne unutturacak ne soykırım olmasını değiştirecektir. Uluslararası hukukta her türlü hak arama yolları elbette denenmeli ceza mahkemelerinde sorumlular yargılanmalıdır. Soykırımın sorumlularından Ermenistan cumhurbaşkanının görevini halen sürdürüyor olması Hocalı katliamı için adaletin ne kadar tesis ettiğini bizlere göstermektedir.(!) Geçmişte kaynak, araştırma, yargılama her ne alanda olursa olsun gereken önem verilmemiş ve adalet gerçekleşmemişse de artık saklanmayan hak gerçeklerin gün yüzüne çıkarılması ve insanlık namına hiçbir şeyin bırakılmadığı katliamın sorumlularının da yaptıklarının hesabını uluslararası toplum nezdinde vermesi gerekmektedir.

KAYNAKÇA

1-) http://www.ihh.org.tr/fotograf/yayinlar/dokumanlar/hocali.pdf
2-) http://www.dunyabulteni.net/haber/290667/hocali-katliami-nasil-gerceklesti-
3-) http://www.tasam.org/tr-TR/Icerik/809/hocali_katliaminin_16_yilinda_daglik_karabag_sorunu
4-) http://www.
serenti.org/26-subat-1992-hocali-katliami/
5-) Aslıhan Akman, Kadim Coğrafyanın Genç Ülkesi, İstanbul: İHH
İnsani Yardım Vakfı, 2005
6-) TBMM Genel Kurul Tutanağı, 24. Dönem 2. Yasama Yılı 71.Birleşim 28 Şubat 2012 Salı,

Rümeysa ÇELİK

Rümeysa ÇELİK

Yorumlar

Yorum Yapın! Yorumlarınız bizim için önemli bir yorum yapın!

Yorum Yapın!

Bilgileriniz Güvende! Mail adresiniz ve kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. *